E-mobilite, bağlantılı elektrikli araçlar, mobil operatörler, otomotiv, yazılım, enerji şirketleri bu ekosistemin yeniden oluşumunda pay alırken bazılarının önemi ve yüzdesi günümüzün payının çok ötesinde şekilleniyor.
Küreselleşmenin etkisiyle bilgi ve teknolojinin sınırlar ötesine yayılması kolaylaşırken, gelişmekte olan pazarlara teknoloji transferi hızla gerçekleşiyor. Son dönemde yenilikler, maliyetler, üretim ve lojistik imkanlar daha öne çıkıyor.
e-mobilite trendleri küresel anlayışı değiştiriyor
Elektrikli otomobil endüstrisinde önümüzdeki yıllarda yüksek büyüme beklentisi, güvenlik, rahatlık ve araç içi deneyimi iyileştiren yeni yazılım merkezli özellikler ve işlevlerle büyüyen yazılımlı araçlarla küreselde de değişimi beraberinde getiriyor. Bu değişim otomotiv üretimi yapan ülkelerin toplam üretim adetlerine de yansırken, tüketim tarafında da karbon emisyonunu azaltmak, şehirlerde mobilite ve lojistiği maliyetlerle birlikte optimize etmek, yeni sahiplenme anlayışıyla birlikte elektrikli araçlara olan tüketici ilgisini artıyor.
Sürdürülebilir Şehirlerde E-Mobilite Servis Hizmeti Önemli Bir Adım
Ulaşım için en iyi alternatifler arasında yer alan mobilite çözümleri ülkemizde ve dünyada popülaritesini artırıyor. Şehirlerde yeni alt yapı yatırımları, köprüler, alt geçitler ve yollar için çalışılırken; ulaşım planları pandemi sonrasında daha hızlı bir şekilde e-mobilite ve mobiliteye döndü.
Dijitalleşmenin artan hızı, otobüs, bisiklet, tren, taksi, metro ve hatta özel ulaşım seçenekleri, harita özelliği, tek uygulamadan biletleme, kiralama, araç rezarvasyonu dahil müşteri bağlılığında yeni bir dönemi beraberinde getiriyor.
İngilizce kullanılan kısaltması ile MaaS, Mobility as a Service, Mobilite Servis Hizmeti, ortak bir dijital kanal aracılığıyla kullanıcıların birden fazla ihtiyacı için planlama, rezervasyon ve ödeme yapmalarını sağlayan bir hizmet türü olarak tanımlanıyor. Konsept, kişisel olarak sahip olunan ulaşım modlarından bir hizmet olarak sağlanan mobiliteye geçişe odaklanıyor.
Mobilitenin İlk Adımları yaklaşık 20 yıl önce atıldı
Pandemiyle birlikte kendisini daha çok hissettiren mobilite ihtiyacı, ilk olarak seyahat hizmetlerine entegre olmuş akıllı bir “bilgi asistanı” fikri olarak 1996 yılında ortaya çıktı. İsveç’te birçok ulaşım alternatifini biletmeyi içerecek şekilde çıkan “Mobility As a Service “ “MaaS”, Helsinki ve Londra’da farklı konseptler sonrası 2015’te şehir altyapılarına uygunluğu tartışılarak farklı platform ve yerel yönetimler tarafından uygulandı.
Mobilite çözümlerinin popülerliğini artırmasıyla birlikte MaaS pazarı da hızlı bir şekilde büyüyor. Şehirlerde e-mobilite ihtiyacı arttıkça çalışma modelleri arasında elektrikli scooter ve bisiklet kiralama, otobüs ve toplu taşıma odaklı hizmetler, dakikalık veya saatlik araç kiralamanın yanı sıra taksi ve araç çağırma servisleri yer alıyor.
Mobilite Servis Hizmeti daha fazla insanı taşımak için alternatif olurken, tüketicilerde dünya çapında yeni mobilite seçeneklerini ve uygulamalarını giderek daha fazla benimsiyor. Kentsel alanlarda yaşayan nüfusun yüzdesinin 2050’de %66, araç paylaşımı (car sharing) modellerinin 2024’de yaklaşık 23 milyon üyeye ulaşması bekleniyor. Dünyada da 50’den fazla ülkede 1.000’den fazla halka açık bisiklet paylaşımı platformu bulunuyor.
Günümüzde dijitalleşmenin etkisi ve iletişimde data-veri aktarımının hızlanmasıyla farklı sektörlerde, farklı hizmet modelleri gelişiyor. e-mobilite ihtiyacı hem ülkelerin hem de özel şirketlerin ilgi odağı haline geldi. Özellikle akıllı telefonlardaki teknolojik gelişmeler, iyi hizmet sunacak olanakları ortaya çıkararak, ulaşım-seyahat adımında birçok yeniliği de bu modele kattı. Akıllı telefonlar gibi platformlar tarafından sağlanan verilerle şehir altyapısının ulaşım ağında tüketicilerin hayatını kolaylaştıran birçok yeniliğe imkân sağlanıyor.
Toplu Taşımada Maas’a Entegre Sistem Yaratmak Önemli
E-mobilite yönetimi oyuncuları, telekomünikasyon şirketleri, finansal kuruluşlar-bankalar, toplu ve özel ulaşım sağlayıcıları, sorumlu yerel makamlar, belediyeler, ulaşım ve şehir planlama alternatifleriyle entegre bir sistemin kurulması ve yaygınlaştırılması için çalışıyor. Araçlar arasında aktarımı sağlayan fiziksel altyapının, otobüs gibi ulaşım hizmetleri arasında, metro kavşakları veya istasyonlarda bisiklet ve araba paylaşım alanlarının oluşturulması gerekiyor.
Ulaşım planlamacıları ve veri sağlayıcılar, kullanıcılar, MaaS’ye bir platform üzerinden sürekli bir paylaşım halinde olur. Bu paylaşımlarda gidilmek istenen A noktasına kadar en iyi olan ulaşım aralığını tanımlar, seçenekler sunar ve gerçek zamanlı trafik güncellemeleri yapar. Sistemin başarısı ise tüketicinin benimsemesi ve değişebilen iyi bir kapsama sahip olmasına bağlıdır.
Elektrikli Araçların Hızlandırdığı Otomotiv Ekosistemi 5 Yılda Farklı Şekillendirecek
Şehirlerimizde hareket etme özgürlüğü, tüketici davranışlarını gelecek yıllar için şekillendiriyor. Elektrikli araç üreticileri ve tedarikçilerinden finansörlere, bayilerden enerji sağlayıcılarına ve şarj istasyonu operatörlerine kadar tüm mobilite ekosisteminin dönüşümü başarıyla tamamlandığında, bu yeni ekosistem otomotiv sektörünü daha hızlı dönüştürecek.
Elektrikli araçların hızlandırdığı yeni ekosistemde ana firma ve banka partner ortak çalışmalarının, araç satışı sonrasında ana firma müşteri iletişiminin de sağlanarak artması bekleniyor. Aynı zamanda dijital uygulamaların gelişmesi, açık bankacılık ve servis bankacılığı uygulamalarının ana firmaya son kullanıcıya ulaşma imkânını tanıması otomotiv ekosistemini önümüzdeki 5 yılda farklı şekillendirecek.
Finansman Önemli Hale Geldi
Günümüzde yeni e-mobilite ekosisteminde temiz teknolojinin finansmanı, karbonsuzlaştırmanın anahtarı olan projelerle oluşan yeni ekonominin kapsayıcı ve sürdürülebilir olması farklı gelişmeleri de beraberinde getiriyor. Araç sahipliğiyle birlikte gelen önemli maliyetler, trafik yoğunluğu, kentsel alanlarda park yeri bulma sorunu, yüksek sigorta primleri ve bakım maliyetleri pek çok unsur tüketiciyi mobilite çözümlerine yöneltiyor. Yapılan bir araştırmaya göre araç sahiplerinin %96’sının %48’i e-mobilite alternatif çözümlerine açık olduklarını iletiliyor. Sürdürülebilir tüketici finansmanı, e-mobilite adımlarını dijital çözümler aracılığıyla atarken, entegre ulaşımın desteklenmesi ve bu alanda büyümek için çözümler üretmek daha da önemli hale geliyor.
Mobilite Servis Hizmeti Kullanım Alanları Genişliyor
Mobilite Servis Hizmeti kullanım alanları araç paylaşımı, araç kiralama gibi hizmetlerin dışında data akışının daha hızlanması ile beraber genişliyor. Uygulama içinde ulaşımda harita, yol tarifi, toplu taşıma alternatifleri, trafik yoğunluğu, hava durumu, park hizmetleri gibi detaylar yer almaya başladı. Daha sonrasında mobilite hizmet servislerinin içinde tüketici finansmanı (kredi ve ödeme imkanı) , sigorta hizmetleri gibi adımların da yer alması için çalışılıyor. 2030 yılına kadar Mobilite Servis Hizmetlerinin trendinin gelişmesiyle ülkelerin bu anlamda mobilite sağlayıcılara ve alt yapı yatırımlarına daha fazla ağırlık vermesi bekleniyor.
E-otonom akıllı araçlar, e-mobilitenin geleceği
Otonom araçlar, üzerindeki sensör, kamera ve radarla gittiği yolu, trafik durumunu ve çevre şartlarını algılayarak çalışan otomobillerdir. Bu araçları 21. yüzyıl içerisinde yeni yeni görmeye başladık fakat gelecekte daha fazla önde olacak teknolojilerin başında geliyorlar.
1939’da Norman Bel Geddes, yola gömülü metal sivri uçlarla üretilen radyo kontrollü elektromanyetik alanların yönlendirdiği elektrikli bir araç olan ilk sürücüsüz arabayı yarattı. 1958’de ise üretici firma bu konsepti gerçeğe dönüştürdü. Sürücüsüz araç teknolojisi günümüzde radar, GPS, odometri ve bilgisayar görüşü sistemleriyle donatılarak trafikteki yerini alıyor.
Otonom araçlar otomatik pilot sürüşünü, sensörlar sayesinde trafikteki fren yapan ve park halindeki araçların konumlarını belirlerken, aracın direksiyon kontrolü, yavaşlama, hızlanma gibi manevralarını doğru ve hızlı bir şekilde gerçekleştiriyor. Mesafe ölçebilen özelliklere sahip bu sensörler kameralarla tabelaları, yayaları yani canlı ve cansız tüm nesneleri algılıyor.
E-otonom akıllı araçlar ve aşamaları
Seviye 1, sürücü asistan, hız artırma ya da azaltma, yol kontrolü ve sensörleri sayesinde otomatik olarak frenleme yapması gibi özellikler barındırırr.
Seviye 2, kısmi otomasyon hızlanma ve araç kontrolü gibi eklemeler içerir.
Seviye 3, Koşullu otomasyon, araçların bu seviyede çevre kontrolünü kendileri sağlar, belli bir hıza kadar, otonom araçları kendileri sürer.
Seviye 4, yüksek otomasyon, frenleme, tam direksiyon kontrolü, hız azaltma ya da artırma, araç ve yolun takibi gibi şerit değiştirme, dönme ve sinyal verme gibi karar gerektiren eylemler de araba tarafından yapılır.
Seviye 5, tam otonom, kontrolün tamamiyle araçta olması olarak özetlenebilir.
E-otonom araçlar ile yeni bir ekosistem oluşuyor
Otonom sürüş ve bu teknolojiyle ilgili tüm hizmetler hayatımızın bir parçası olacak. Otonom akıllı araçlar, otomotiv ekosisteminin günümüzde en fazla yatırım yapılan alanlarından birisi olurken, e-mobilitenin gelişmesinde en önemli bakış açısını tüketicilere benimsetti. Şu anda dünyada 30 milyondan fazla sürücüsüz araç olduğu biliniyor.
Otonom sürüş, tüketiciler için müşteri bağlılığı, finansal ürünler, sigorta gibi ürünlerde önemli bir değer yaratıyor. Otomotiv endüstrisi içinde otonom akıllı araçların servis, tedarik, alt yapı yatırımı, Ar-Ge faaliyetleriyile birlikte özellikle yazılım ve mobil operatörlerle yeni satış ve iş stratejileri geliştirme, yeni teknolojik yetenekler edinme ve güvenlikle ilgili endişeleri giderme konusunda yeni oluşumları birlikte getireceğini görüyoruz.
Tüketici deneyimi de değişiyor, yeni hizmet modeli oluşuyor
Otonom sürüş yalnızca ticari ve teknolojik uygulanabilirliğini değil, aynı zamanda, sürücüler, otomobil endüstrisi ve toplum için önemli bir yeni ekosistem oluşturuyor. Tüketiciler farklı bir mobil deneyim yaşarken, otonom araçların sundukları ve sürekli yoldaki sensörlerle haberleşen sensör sistemleri sayesinde, sürüşü daha güvenli, daha rahat ve daha keyifli yapıyor.
Otonom akıllı araçların sunduğu en önemli artılardan biri zaman açısından yoğun şehir trafiğinde araba sürerken, bir toplantıya girme, bir film izleme ve hatta çalışma imkanı sunuyor diyebiliriz. Ayrıca bu araçlar, yaşlı sürücüler için toplu taşıma veya araba paylaşım hizmetlerinin ötesine geçen hareketlilik seçenekleri sağlayabilir. Avrupa’da gelişmiş sürücü destek sistemlerinin giderek daha fazla benimsenmesinin 2030 yılına kadar kaza sayısını yaklaşık yüzde 15 azaltabileceği öngörülüyor.
Otonom arabaların diğer endüstriler üzerindeki zincirleme etkileri önemli olabilir. e-akıllı otonom araç teknolojisi, araba kazalarının ve çarpışmaların sayısını azaltarak, yol yardımına, onarıma ihtiyacı azaltacak ve tüketicilerin yüksek sigorta primleri ödemelerini önleyerek, yeni sigorta modellerini ortaya çıkaracak.
Otomobil üreticileri yeni sigorta ürünlerini denerken, tüketicilerine kişiselleştirilmiş teklifler sunuyor. Otomobil şirketleri sigorta poliçelerini tüketicilerine göre uyarlıyor ve önemli bir avantaj sağlıyor.
e-Otonom akıllı ve bağlantılı araç pazarı büyüyecek
2030’da satılan binek otomobillerin yüzde 20’si otonom teknolojilerini içeriyor ve 2035’e kadar bu oranın yüzde 57’ye ulaşması bekleniyor. Pazar, 2030 ile 2040 arasında her yıl yaklaşık %40 büyüyecek.
Üreticiler, 2035 yılına kadar, otonom sürüşün 400 milyar dolar seviyesinde bir gelir sağlayabileceğini açıklıyor.
Pazarın, 2030 ile 2040 arasında her yıl yaklaşık %40 büyümesi ve yaklaşık 1.7 trilyon dolarlık bir toplam değer havuzuna katkıda bulunması bekleniyor.
Sürdürülebilirlik adımları yeni ekosistemde de çok önemli
Araştırmalar, küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 30’unu ulaşımın oluşturduğunu ve bu emisyonların yüzde 72’sinin fosil yakıtlı araçlardan geldiğini gösteriyor.
Otonom sürüş, insanların şehirdeki mobilite hakkındaki düşüncelerini değiştiriyor, ortak mobiliteyi daha uygun fiyatlı ve çevreyi daha yeşil aynı zamanda yaşanabilir hale getiriyor.
Üreticiler, elektrikli araçlarda da önemli olduğu gibi akıllı araçlarda tüm kilit bileşenleri yeniden kullanmayı, geri dönüştürmeyi ve kullanım ömrü sona erdikten sonra araçlara erişimi sağlamak için çalışıyorlar.
Diğer taraftan belediyeler ve yerel otoriteler de şehirlerde e-mobilitenin gelişmesi, önemli bir rol oynaması için otonom araçlara uygun trafik ışık ve levha yatırımların yaparak, yolları otonom sürüşe uygun hale getirmeliler. Ayrıca birçok ülkede büyük şehirlerde gördüğümüz elektrikli araçlar dışındaki geleneksel araçlardan ek vergi alınması, elektrikli araçlara özel ücretsiz park yeri gibi uygulamalar genişletilmeli.
Devletler e-otonom akıllı araçlar için teşviklere devam ederken, şarj ağlarının genişlemesi ve mobilite servisi hizmeti veren firmaların desteklenmesi sistemin gelişimi açısından da çok önemli olacak.
Sürdürülebilirlik açısından baktığımızda, gelişen teknoloji ve tüketici beklentileri ile beraber ticari ve teknolojik uygulanabilirliği ile büyük şehirlerde paylaşımlı otonom araçların ve otonom toplu ulaşım hizmetlerinin elverişli, daha ekolojik ve verimli hale geleceği günler çok uzakta değil. Toplu taşıma şehirlerde trafiğe ilişkin tüm bileşenlerde enerji tüketimlerin azalacak ve bu sayede daha doğa dostu hale gelerek kentsel kaliteyi artıracak.
