2026’da otomotiv sektöründe hızlanan ticaret ve ekonomi politikaları küresel otomotiv sektörü için yeni stratejiler olmadan başa çıkması zor gözüküyor. Son politikalar göz önüne alındığında, uzun vadeli planlama ve karmaşık tedarik zincirleriyle çalışan otomotiv üreticileri ve tedarikçiler için belirsizliğin kalıcı bir unsur olabileceği görülüyor.
Ortaya çıkan bu yeni ekosistem, zaten çok sayıda yapısal zorlukla mücadele eden otomobil üreticileri açısından belirsizliği kritik bir sorun haline getiriyor. Uzun vadede yüksek tarifelerden kaçınmak için bazı otomobil üreticilerinin üretimi ABD’ye veya farklı coğrafyalara kaydırmayı değerlendirdiğini, özellikle premium segmentte faaliyet gösteren markaların ise yeni fabrika yatırımları ve farklı ortaklık modelleri üzerinde çalıştığını görüyoruz. Bu gelişmelerin sonucunda maliyetlerin ve dolayısıyla fiyatların artması kaçınılmaz görünüyor. Fiyat artışlarının ise küresel talepte daralmaya, gelir ve kârlılıkta düşüşe yol açması muhtemel.
ABD’nin uyguladığı tarifeler, küresel gündeminin sadece bir parçası olsa da tek başına dahi piyasalarda dalgalanmayı tetikleyebilecek ve küresel ticaretin temel dengelerini zorlayabilecek bir etki yaratıyor.
Coğrafi Etki: Değişen Pazar Dinamikleri
ABD, Asya ve Avrupa’da Fırsatlar ve Yeni Dengeler
Gümrük vergileri yerel üretimi teşvik ederken, aynı zamanda üreticilerin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırma sürecinde ciddi aksaklıklarla karşılaşmasına neden oluyor. 2032 yılına kadar 233 milyar ABD dolarına ulaşması beklenen ABD elektrikli araç pazarı dikkat çekecek.
Çinli üreticiler, ABD pazarında sınırlı erişimle karşı karşıya kalırken, bu durum onları Avrupa, Türkiye ve Güneydoğu Asya gibi alternatif pazarlara yönelmeye zorluyor. Asya’da ise Hindistan farklı teşvik ve programlarla yerel üretimini artırırken, gümrük vergilerinden kaynaklanan değişimlerden faydalanıyor.
Kritik Mineraller “21. Yüzyıl Ekonomisinin Temeli”
Ülkelerin kritik mineraller açısında sahip olduğu potansiyel ve bu kaynaklar üzerindeki kontrolü; yalnızca ekonomik toparlanmayı ve ulusal egemenliğini değil, aynı zamanda küresel ve Avrupa enerji güvenliğini de doğrudan şekillendirecek. Bu dinamikler, ülkelerin önümüzdeki dönemde alacağı stratejik kararların “21. yüzyıl ekonomisinin temeli” olarak görülen kritik mineraller etrafında şekilleneceğini gösteriyor.
Grafit, elektrikli araç bataryalarının üretiminde temel bir rol oynuyor. Bakır, kurşun, çinko, gümüş, nikel, kobalt ve manganez yatakları da önem taşıyor. Bu kritik mineraller ise “21. yüzyıl ekonomisinin temeli” olarak karşımıza çıkıyor. 21. yüzyılda yenilenebilir enerji ve endüstriyel altyapı için hayati öneme sahip olan kritik mineraller, bu kaynaklara sahip ülkeleri jeopolitik ve jeoekonomik açıdan giderek daha güçlü bir konuma taşıyor. Dünyadaki nadir toprak yataklarının %75’ini kontrol eden Çin’e olan bağımlılığını azaltmak isteyen ülkeler için bu konu büyük önem taşırken, kritik minerallerin kullanım alanları arasında bataryalar öne çıkıyor.
Bakır, lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri; elektrikli araçlardan diğer temiz enerji teknolojilerine kadar pek çok alanda temel bileşenler arasında yer alıyor. Enerji geçişinin hızlanmasıyla birlikte bu malzemelere olan talep de hızla artıyor. Kullanılan mineral kaynaklarının türleri ise teknolojiye göre değişiklik gösteriyor. Lityum, nikel, kobalt, manganez ve grafit pil performansı açısından oldukça önemli kaynaklar. Nadir toprak elementleri, rüzgâr türbinleri ve elektrikli araç motorlarında kullanılan kalıcı mıknatısların üretiminde öne çıkarken; elektrik şebekeleri de büyük miktarda alüminyum ve bakıra ihtiyaç duyuyor. Bu mineraller, elektrik odaklı teknolojilerin temel taşını oluşturuyor.
Bataryada Küresel Perspektif ve AB
Batarya endüstrisinde inovasyon hız kesmeden devam etmesine rağmen, tedarik zincirlerindeki yoğunlaşma derecesi son yıllarda hükümetler arasında güvenlik endişelerine yol açıyor. Batarya üretiminin ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirmesi zaman aldığından, üretimi artırmak isteyen ülkelerin yerel üretimi desteklemesi, teknik uzmanlıklarını geliştirmesi ve Çin ile aralarındaki maliyet farkını azaltması için zamana ve yatırıma ihtiyacı var.
Bu çabalar sürdürülebilir batarya talebini desteklemek için önemli olsa da, bugün pil pazarının %85’ini oluşturan elektrikli araç satışları, yeterli ölçeği yaratabilen tek itici güç olarak öne çıkıyor. Otomasyonu, dijitalleşmeyi ve inovasyonu stratejik olarak dağıtmak da Çin üretimiyle rekabet edebilecek yeterli üretim verimine ulaşmada ve tedariklerin çeşitlendirilmesinde önemli bir rol oynayacak.
Batarya üreticileriyle ortak girişimler veya teknoloji lisans anlaşmaları, yerel pil üretimi için gereken zaman ve yatırım miktarını azaltarak güçlü yerel tedarik zincirlerinin oluşmasına katkı sağlayabilir. Bu noktada uluslararası iş birlikleri önemli bir unsur. Pek çok ülke, batarya ve bileşen üretimi için gerekli yatırımları tek başına karşılayabilecek pazar büyüklüğüne sahip değil. Bu durumda ise kaynak açısından zengin ülkelerle iş birliği yapmaları kaçınılmaz hale geliyor.
Çağrı Koray Öztopçu
