Ülkelerin kritik mineraller potansiyeli ve bu kaynaklar üzerindeki kontrolü, yalnızca ülkenin ekonomik toparlanmasını ve egemenliğini değil, aynı zamanda dünyanın enerji güvenliğini de şekillendirecek. Bu dinamikler, kritik hammaddeleri elinde bulunduran ülkelerin gelecekte alacağı kararların “yeni yüzyıl ekonomisinin temeli” olan kritik mineraller etrafında şekillenmesini sağlayacak.
Bakır, kurşun, çinko, gümüş, nikel, kobalt ve manganez yatakları da önem taşıyor
Modern dünyada kritik mineraller, bu kaynaklara sahip ülkeleri jeopolitik ve jeoekonomide giderek stratejik liderliğe taşıyor. Dünyadaki nadir toprak yataklarının %75’ini kontrol eden Çin’e olan bağımlılığını azaltmak isteyen ülkeler yeni arayışlara giriyor.
Kritik minerallerin kullanım alanları arasında bataryalar öne çıkıyor
Kritik hammaddeler, özellikle elektrikli araçlarda batarya üretiminde kullanılması nedeniyle dikkat çekiyor. Ülkeler, yüksek grafit rezervlerinin yanı sıra önemli miktarda titanyum ve lityum yataklarına sahip olanlarla anlaşmalar yapmaya yönelirken, geniş mineral zenginliklerine erişimi mümkün kılacak bir anlaşmanın dünya genelindeki dengeleri kökten değiştireceği açıkça görülüyor. Bakır, lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi kritik mineraller; rüzgâr türbinlerinden elektrik şebekelerine, elektrikli araçlardan diğer temiz enerji teknolojilerine kadar pek çok alanda temel bileşenler arasında yer alıyor. Lityum, nikel, kobalt, manganez ve grafit, pil performansı için oldukça önemli kaynaklar olarak öne çıkıyor ve elektrikli araç motorlarında kullanılan kalıcı mıknatısların üretiminde kritik rol oynuyor.
Temiz enerji geçişleri mineral talebinde önemli artışa neden oluyor
Kritik minerallere olan talep, 2024’te temiz enerji uygulamaları nedeniyle güçlü bir büyüme yaşadı. Lityum tüketimi %30’un üzerinde artarken, nikel, kobalt, grafit ve nadir toprak elementlerine olan talep ile fiyatlarda artışlar gördü. Bugünün temel enerji geçiş minerallerinin toplam piyasa değeri, yaklaşık 325 milyar dolar olarak ölçülüyor. Temiz enerji teknolojileri yaygınlaşmaya devam ettikçe kritik minerallere olan talep de artışını sürdürecek. Ülkeler duyurdukları ulusal enerji ve iklim taahhütlerini tam olarak uygularsa, temiz enerji teknolojileri nedeniyle ortaya çıkacak mineral talebinin 2030’a kadar iki katın üzerinde büyümesi, 2040’a kadar ise üç kat artarak yıllık yaklaşık 35 milyon tona ulaşması bekleniyor.
Bataryada Çin hâkimiyeti değişecek mi?
Çin şu anda lityum, kobalt, nikel, doğal grafit ve nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere modern ekonomiler için önemli olan kritik minerallerin küresel rafinasyonunda lider konumda. Dolayısıyla Çin, yarı iletkenler, havacılık bileşenleri, enerji depolama gibi ileri teknolojiler için işlenmiş girdilerin birincil tedarikçisi olarak öne çıkıyor. Çin dışında çıkarılan mineraller bile sıklıkla Çin’e ait eritme ve işleme tesislerine gönderiliyor. Neredeyse tekel boyutuna ulaşan bu durum, Çin’e küresel tedarik zincirleri üzerinde önemli bir kaldıraç sağlıyor ve ABD’nin Çin kontrolündeki rafineri operasyonlarına bağımlılığına ilişkin endişeleri artırıyor. Çin’in ABD tarifelerine yanıt olarak çıkarılan işlenmiş nadir toprak elementleri üzerindeki son ihracat kontrolleri, bu stratejik zaafı odak noktasına getiriyor. Diğer yandan, 2024’te küresel elektrikli araç batarya pazarının büyük bir kısmı iki Çinli şirkete ait; biri %37,9, diğeri ise %17,2 pazar payına sahip.
Geri dönüşümün ölçeklendirilmesi, kritik mineral madenciliği ihtiyaçlarını önemli ölçüde azaltabilir
Kritik minerallerin geri dönüşümünü destekleyen yeni politika ve tesislerdeki artış, ülkelerin enerji geçişlerini sürdürürken tedarikte yaşanabilecek potansiyel zorlukları önemli ölçüde azaltabilir. Kritik mineraller için yeni madencilik tedarikindeki büyüme, geri dönüşümün ölçeklendirilmesiyle yüzyılın ortasına kadar %25 ila %40 arasında azaltılabilir. Dünya genelindeki ülkelerin enerji ve iklim alanındaki tüm ulusal taahhütlerini yerine getirdiği bir senaryoda, geri dönüşümün 2050 yılına kadar bakır ve kobalt için yeni maden geliştirme ihtiyacını %40, lityum ve nikel için ise %25 azaltacağı öngörülüyor.
Yeni ekosistemin şekillenmesi hız kazanacak
Sonuç olarak, kritik mineraller yeni batarya ve enerji depolama ekosistemini de dönüştürecek. Bu kaynaklar dünya istikrarı açısından merkezi öneme sahip olsa da, birçok ülke bu ve benzeri kaynakların geleceğini belirlemede etkin rol üstlenerek ekosistemin şekillenmesinde öne çıkmaya çalışacak. Bu dinamikler, dünya genelinde ülkelerin egemenliklerini ve güvenliklerini doğrudan etkileyen bir çatışmanın çözümünde önemli bir rol oynayacak.
Elektrikli araçlarla değişen ekosistem ve dünya üretiminde ortaya çıkan eksen kayması, ülkelerin sanayi güçlerinde bağımlılığı azaltma stratejileriyle daha dirençli bir dünya mı yaratacak, yoksa köklü bağımlılıklara mı yol açacak? Bu sorunun cevabı, sadece kritik hammaddelere değil, aynı zamanda küresel kaynak odaklı jeopolitik bir çağda transatlantik ilişkilerin geleceğine de bağlı olacak.
Çağrı Koray Öztopçu
